Roboski katliamını Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne (UCM) taşıdık
ULUSLARARASI CEZA MAHKEMESİ
SAVCILIK MAKAMI’NA
Po Box 19519 2500 CM, The Hague
The Netherlands
Sayın,
José Luis Moreno Ocampo ;
Biz aşağıda imzası olan başvurucular olarak Savcılığınızın, ülkemizde 28 Aralık 2011’de gerçekleşen ve 34 köylünün hayatını kaybetmesine sebep olan bir katliam ile ilgili soruşturma başlatması ile ilgili ihbar ve bildirimde bulunmaktayız.
İnsanlığın en kadim dönemlerinden bugüne mücadelesini verdiği, ulaşma hayalinin ve çabasının halen çok diri ve güncel olduğu “adalet”in gerçekleşmesini görmek dileğiyle bilgilerinize saygıyla sunarız. 25.01.2012
GÜLTAN KIŞANAK - SELAHATTİN DEMİRTAŞ
BDP Eş Genel Başkanları
BAŞVURUCULAR : Barış Ve Demokrasi Partisi Adına Eş Genel Başkanları
GÜLTAN KIŞANAK - SELAHATTİN DEMİRTAŞ
Barış Manço Cd. 1388. sk. No: 37 Balgat Ankara
Tel: 0 312 220 19 50 Faks: 0312 220 19 77
e- mail : diplo.bdp@hotmail.com
BAŞVURU KONUSU OLAY :
28/12/2011 Tarihinde Türkiye’nin Şırnak ili Uludere İlçesi’nde
meydana gelen ve Bedran Encü, Erkan Encü, Şivan Encü, Muhammed Encü, Bilal Encü, Aslan Encü, Adem And, Savaş Encü, Orhan Encü, Celal Encü, Fadıl Encü, Mahsum Encü, Şervan Encü, Cemal Encü, Cihan Encü, Vedat Encü, Serhat Encü, Salih Encü, Özcan Uysal, Hüseyin Encü, Nevzat Encü, Hamza Encü, M. Ali Tosun, Selam Encü, Zeydan Encü, Yüksel Ürek, Salih Ürek, Nadir Alma, Seyithan Enç, Hüsnü Encü, Şirvan Encü, Osman Kaplan, Selahattin Encü, Selim Encü isimli 34 sivil vatandaşın yaşamını yitirmesine, Hasan Ürek isimli vatandaşın ağır yaralanmasına yol açan Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından gerçekleştirilen hava bombardımanı ile ilgili olarak Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin kuruluş belgesi olan 01/07/2002 tarihli Roma Statüsü’nün (5), (7),(8),(12), (17) maddeleri gereğince yapılan ihbar ve olaya dair bilgi ve belgelerimizin sunulması ile Savcılığın olay hakkında soruşturma başlatması talebimiz.
GİRİŞ VE BAŞVURU DOSYASI İÇERİĞİ :
Partimiz 2008 yılından bu yana Türkiye’de siyaset yapan ve Türkiye
Cumhuriyeti parlamentosunda grubu bulunan bir siyasi partidir. Barış ve Demokrasi Partisi, kendisini parti tüzüğünde şu şekilde tanımlamıştır: İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi gibi Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından uluslar arası hukuka uygun olarak kabul edilmiş insan hakları, siyasi haklar, sosyal ve ekonomik haklara ilişkin hak ve hürriyetleri benimsemiş ve içselleştirmiş; özgürlükçü, eşitlikçi, barışçı, çoğulcu demokratik devlet anlayışını benimseyen, çok kültürlü ve çok renkli toplumsal yapıyı savunan, her türlü ırkçılığı, ayrımcılığı, emek simsarlığı yapanları, baskı ve despotizmi reddeden, kadın ve çocuk haklarını savunan, demokratik sol kitlesel bir siyasi oluşumdur .
Başvuru konusu olayın yaşandığı bölgede büyük sayıda seçmeni bulunmakla beraber, başvuruya konu olayda mağdur olan kurban yakınlarının tamamına yakını partimiz seçmenidir. Ayrıca bu bölgede ve çevresinde daha önceki dönemlerde meydana gelen benzer -sivillerin öldürülmesi- kaybedilmesi- hedef alınmasına dair suç fiillerine ilişkin – olaylarda da partimiz kamuoyu oluşturulması, yargısal süreçlerin işletilmesi, insan hakları alanında ve çatışmalarda sivillerin korunmasına yönelik politikaların oluşturulması bakımından misyon üstlenmiş ve bu misyonu yaşama geçirmek adına büyük bir çaba içerisinde olmuştur. Bu misyon doğrultusunda; partimize göre Türkiye’de son yılların en vahim olayı olduğunu düşündüğümüz başvuru konusu 28 Aralık 2011 tarihinde Şırnak ili Uludere ilçesinde 34 vatandaşın hava bombardımanı ( F-16 savaş uçaklarının katıldığı) sonucu katledilmesi, 1 vatandaşın ağır derecede yaralanması ile ilgili Statü’nün Savcılık makamını bilgilendirme, harekete geçirme ile ilgili ihbar yükümlülüğü hükümleri doğrultusunda bilgi ve belgeleri Uluslar Arası Ceza Mahkemesi Savcılığı’na sunuyoruz.
İnsanlığın ortak akıl, vicdanı ve duyarlılığın geliştirdiği, uzun mücadeleler ve zor uğraşlar sonucu yaratılan ve kuruluş amacı olarak soykırım, insanlığa karşı suçlar ve savaş suçlarını işleyen faillerin yargılanmasını hedefleyerek, bu suçlar bakımından “insanlık toplumu” için tarihin en uzun ve en sürekli ihlali olan sayılan suçlar yönünden “cezasızlığın” önüne geçmek için mekanizmalar ve politikalar oluşturulması siyasi ve toplumsal hedeflerimizden birini oluşturmaktadır. Ne var ki özellikle yaşadığımız ülkede ve coğrafyada devletlerin sebep olduğu kıyım ve katliamlar, vatandaşlar için ancak uluslar arası mekanizmaların bir hukuksal güvence olduğu gerçeği ile bizleri yüz yüze bırakmaktadır. Bu doğrultuda da bu tür mekanizmaların kapsayıcılığı, etkinliğinin artırılması, devletler açısından kabul edilirlik düzeylerinin ve başvuru süreçlerinin geliştirilmesi, yargı sınırlamaların kaldırılması hususlarında eylemsiz ve tavırsız kalmayacağımız açıktır.
Ulusal yargı sistemimiz, yargı sisteminin resmini ortaya koyan uygulamalar ve geçmiş deneyimlerimiz savcılığa bildirdiğimiz bu vahim olay – katliam- ile ilgili olarak, hükümetin failleri ortaya çıkarıp yargılanmalarını sağlayacak iradeyi taşımadığı düşüncemizi açıkça ortaya koyabilecek niteliktedir. Kurbanların yakınlarının etkin bir soruşturma yürütülmeyeceği şüphesi de her geçen gün kuvvetlenmektedir.
Türkiye’de uzun yıllardır temel sorunların en başında yer alan Kürt sorunun cumhuriyetin kurulmasına – daha önceye dayanmakla birlikte bugünkü muhatabı olan Türkiye Cumhuriyeti tüzel kişiliği bakımından - dayanmaktadır. Türkiye’de yaşayan Kürt halk gerçeğini inkar eden ve görmezden gelen devlet mekanizması, anayasa ve yasalar bağlamında da; Kürt kimliğinin tanınması, sosyal, ekonomik, kültürel haklarının gerçekleştirilmesi açsından en temel insan haklarının ağır şekilde sürekli ihlal etmektedir. Devletin bu politikası, aynı zamanda son 30 yıldır süregelen çatışma döneminde de “insancıl hukuk” kurallarının hiçbir şekilde uygulanmaması şeklinde tezahür etmektedir. Türkiye, 12 Ağustos 1949 tarihli Harp Zamanında Sivillerin Korunmasına İlişkin Cenevre Sözleşmesi gereği uygulaması gereken insancıl hukuk kurallarını Kürt sorunundan kaynaklanan çatışma dönemlerinde sürekli ihlal etmiştir. Sözleşmenin 3. Maddesinin ihlali; çatışma dönemlerinde sivil kayıpları, yargısız infazlar, zorla kaybettirmeler, faili meçhul cinayetler, haksız tutuklamalar, zorla köy boşaltmalara şeklinde gerçekleşmiştir. Süregiden çatışma döneminde Kürtlere yönelik insanlığa karşı suçlar ve savaş suçlarının sürekli olarak işlenmesi olağan hale getirilmiştir. Ceza yasasında yer almasına rağmen bugüne kadar yaşanan katliam ve kayıplar bakımından “insanlığa karşı suçlar ve savaş suçları” bakımından herhangi bir soruşturma ve kovuşturma işlemine tanık olunmamıştır.
Başvuru konusu “katliam”la ilgili hükümetin gerçek bir yargılama yapmayacağı ihtimali çok yüksektir. Olayın hemen arkasından “dosyamız içeriğinde yer verdiğimiz “ hükümet temsilcilerinin beyanları olayla ilgili adil ve gerçek bir yargılama yapılacağı konusunda ciddi soru işaretleri ve şüphe barındırmaktadır. Çatışma sürecinde sivillerin hedef alınarak kurban edildiği bu tür olaylar bakımından yargının yetkisi ağırlıklı olarak hükümetin tasarrufu altındadır. Zira hükümet bizzat sorumlu olduğu olaylar bakımından, kendisini zor durumda bırakacak soruşturma ve kovuşturmaların yapılması konusundaki isteksizliğinin yanı sıra adli işlemleri sürüncemede bırakarak, yargı makamlarından bilgi ve belgeleri gizleyerek olayın aydınlatılmasını engelleyici rol oynamaktadır. Bu olayla ilgili olarak da dosyamız kapsamında yer verdiğimiz hükümet temsilcilerinin beyanlarında “olayda güvenlik kuvvetlerini, Türk silahlı kuvvetlerinin, hiçbir şekilde kastları bulunmadığı, kusurları olmadığı ancak bir ihmal varsa da bunun araştırılacağı” şeklinde ifadeleri gerçek failler hakkında işlem yapılamayacağını açıkça işaret etmektedir. Olayın ertesi günü Şırnak savcılığınca sonrasında Diyarbakır C. Savcılığınca başlatılan soruşturma dosyası hakkında gizlilik kararı verilmiştir. Bu şekilde kurban yakınlarının dosyaya erişimi engellenmiştir. Soruşturmaya dönük gizlilik kararı şeffaf bir soruşturma yapılmayacağının kanıtıdır. Daha önce gerçekleşen benzer olaylar bakımından Türkiye cumhuriyeti hükümetleri bugüne kadar adli bir işlem ve soruşturma yürütmemiştir. Benzer olaylarda hükümetin bu şekildeki yaklaşımı ve başvuru konusu olay ile ilgili de yapılan açıklama ve olası failleri aklamaya dönük girişimler ile soruşturma dosyasındaki işlemlerle ilgili gizlilik kararı verilmesi dolayısıyla kurbanların yakınları ve vekillerinin dosyaya ulaşmada soruşturmaya katılmalarının engellenmesi hususları bakımından tamamlayıcılık ilkesinin göz ardı edilebileceği kanısındayız. Aşağıda özetini verdiğimiz benzer sivilleri hedef alan katliamlar ile ilgili ulusal yargı makamları herhangi bir kamu görevlisi yargılanmadığı gibi bir soruşturma dahi açılmamıştır.
Başvuru konusu yapılan olayla ilgili, bombardımanın talimatını ve onayını veren ve uygulayan askeri ve sivil yetkililer hakkında soruşturma yürütülmesi ve yargılama yapılması gerekmektedir.
Bu bağlamda; Uluslararası Ceza Mahkemesi Savcılığının başvuru konusu katliamla ilgili harekete geçirilmesini sağlamak üzere doğrudan savcılığa başvurma yolunu seçmek vicdani ve siyasi sorumluluğumuz gereğidir.
Yaptığımız bu başvuru ile ilgili usul ve yetki ile hükümlerin aşılması doğrultusunda, ihbara konu olay Türkiye – Irak sınırı ile Türkiye topraklarında meydana geldiğinden; başvuru konusu olay ile ilgili “Mahkemenin Yargı Yetkisini” kabul etmeleri bakımından Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Irak Devleti Hükümetine talepte bulunulması, ayrıca bu konuda her iki devlete çağrı yapılarak, belirtilen devletlerden birinin soruşturma yapılmasına dair kabul beyanlarının alınmasını dileriz.
Olayla ilgili başvuru konusu olay Savcılığa yapılan bu başvuru (ihbar) ile ilgili dosyamız :
- Olayla ilgili genel bilgi ve gözlemlerimiz ve ihbar ile ilgili açıklamalarımız,
- Kurbanların kimliklerine dair liste,
- Kurbanlara ait otopsi belgeleri,
- Görüntü ve fotoğraflar,
- Bombardımanı yöneten kurum olan TSK’nin (Türk Silahlı Kuvvetleri) olaya dair açıklaması,
- Türkiye’de insan hakları alanında yaygın çalışma yürüten kurum ve örgütlerin olaya ilişkin gözlemlerini içeren raporlar,
- Olay sırasında iktidarda olan hükümet partisi temsilcilerinin görüşleri,
- Parlamentoda grubu bulunan siyasi partilerin görüşleri ve beyanları,
- Medyada olaya dair yer alan haberler,
- Bir kısım yazı ve makalelerden oluşmaktadır.
Başvuru Konusu Olayın Geçtiği Yer : Türkiye Şırnak ili Roboski (Ortasu) ve Bujeh (Gülyazı) köyleri civarıdır. Belirtilen köylerin gerçek isimleri –Kürtçe- Roboski ve Bujeh olarak geçtiğinden başvuru dosyasında da bu isimler Türkçe (Ortasu – Gülyazı) isimleri ile birlikte anılmıştır.
İDDİA EDİLEN SUÇ KONUSU
OLAY HAKKINDAKİ BİLGİLER : 28/12/2011 – ROBOSKİ (ORTASU) KATLİAMI
Başvuru konusu olay, Şırnak İli Uludere (Qileban) İlçesi ile Irak ülkesi sınır hattında bulunan Kuraniş mevkiinde gerçekleşen ve Gülyazı (Bujeh) ile Ortasu (Roboski) Köylerinden Irak sınırına geçmiş ve dönmekte olan sivillerin sınırın sıfır noktasında ve sınırın Türkiye kısmında 28.12.2011 tarihinde 21.30-22:30 sularında Türk Silahlı Kuvvetlerine ait savaş uçaklarının bombardımanı sonucu meydana gelen saldırıda; 17’si çocuk, tamamı erkek olmak üzere toplam 34 insanın toplu halde yaşamlarını yitirmesi, 1 kişinin ağır yaralanması ve 2 kişinin yara almadan sağ kurtulması olayıdır.
Olayın yaşandığı bölge Türkiye’nin güneydoğu bölgesindeki Şırnak iline bağlı bir köydür. Bu bölgede 19 Temmuz 1987’den, PKK örgütü ile Türk silahlı kuvvetleri arasındaki silahlı çatışmaların yoğun olarak yaşanması sürecinde, 30 Kasım 2002 tarihinde kadar özel bir yönetim biçimi olan olağanüstü hal durumu ilan edilmiştir. Çatışmaların uzun yılardır devam ettiği bu bölgede yaşayan insanlar savaş uçakları, askeri araçlar, askerlerin kullandıkları bir çok silah ve araçla ilgili, görgülerinden kaynaklı bilgi sahibidir.
Olay belirtilen köylerde yaşayan vatandaşların geçimlerini sağlamak üzere sınırı aşarak Irak ülkesinden aldıkları gıda maddeleri, mazot, lastik vs. maddeleri kendi ülkelerine getirmeleri şeklinde uzun yıllardır bölgede devletin bilgisi ve örtülü gözetimi altında yapılan “kaçakçılık” olarak algılanan bir nevi sınır ticaretinin yapıldığı bir alanda vuku bulmuştur. Kurbanların hemen hepsi olayın yaşandığı Roboski (Ortasu ), Gülyazı (Bujeh) köylüleridir. Ayrıca kimliklerinden de belli olduğu üzere aynı aileye mensup kişilerdir. Edindiğimiz bilgiler ve kendi anlatımlarına göre; Roboski, Bêjuh, Hodane ve Zevye köylerinden kaçakçılar 28 Aralık 2011 günü öğleden sonra saat 15-16.00 aralığında katırlarıyla Roboski (Ortasu ) köyüne 2.5 km mesafedeki sınırdan (Türkiye’den Irak ülkesine)geçmişlerdir. Gündüz saatlerinde gerçekleşen geçişler esnasında her hangi bir olumsuzluk yaşanmadığı gibi, bir olağanüstülük de sezinlenmemiştir.
Köylülerin anlatımlarına göre olaydan yaklaşık 10 gün önce Roboski (Ortasu ) köyünde bulunan askeri yetkililer muhtar ve korucu başları (bu bölgede güvenlik amacıyla silahlandırılan köylüler) üzerinden sınır geçişlerinin esnetildiği bilgisi verilmiştir. Köylüler yıllardır kullandıkları kaçakçılık güzergahını bu ‘bilgi’den ötürü daha sık kullanmaya başlamışlardır.
Bu güzergah üzerinde kaçakçılık yapanlar, kendilerine göre güvenlik tedbirlerini de alışkanlık haline getirmişlerdir. ‘Sınır güvenlidir’ bilgisine rağmen; kendileri yine de sınırda gözcü bırakır, iletişimlerini de telsiz ile sağlarlar. Bu genel uygulama ve tedbiri olay günü de kendi gözcülerini bırakarak sağlamışlardır. Daha önceleri olduğu gibi iletişimlerini de telsiz üzerinden sağlamışlardır. Olay günü sınırın sıfır noktasına konuşlanan gözcüler gece karanlık çökene kadar her hangi bir olumsuzluk sezinlememişler.
Katliamın gerçekleştiği noktaya kuşbakışı 300 metre mesafede askeri gözetleme noktası da mevcuttur. Ancak bu gözetleme noktası kışın yoğun yaşandığı aylarında boşaltılmaktadır. Katliamdan yaklaşık 10 gün önce bölgede kar yağışı ve ulaşım sorunu olmadığı halde gözetleme noktası boşaltılmıştır. Dolayısıyla katliam günü sınır boyunda ne bir askeri hareketlilik ne de konuşlu birlik mevcuttur.
Ancak katliama maruz kalan köylüler sınırı geçtikten sonra, köy ve sınır boyunda askeri hareketlilik gözlemlenmiştir. Köylülerin Roboski (Ortasu) köyüne girişte kullandıkları iki (2) güzergah zırhlı askeri araçlar tarafından tutulmuştur. Kaçakçıların sınır geçişi üzerinde askerler konuşlanmıştır. Kaçakçı gözcüleri askerleri fark ettikten sonra sınırı geçmek üzere olan kaçakçıları uyarmışlardır. Bunun üzerine bulundukları yerde beklemeye geçen ilk kaçakçı grubu durumun değişeceği anı beklemişlerdir. Köylülerin anlatımlarına göre daha önce de benzer durumlar gerçekleştiğinde, kaçakçılar askerlerin çekilmesini bekler, askerler çekildikten sonra sınırı geçmektedirler.
Anlatımlardan anlaşıldığı kadarıyla askerler ile ilk kaçakçı köylü grubu birbirinin görüş mesafesindedir. Ve birbirlerini ilk etapta görürler. Buna rağmen askerler kaçakçılara hiçbir müdahale ve uyarıda bulunmazlar.
Bu bekleyiş yaklaşık gece 21.30 sularına kadar devam eder. Anlatılanlar ışığında kaçakçıların sınırda bekleyişleri 3 saatten fazla sürmüştür. Bu arada 10’ar kişilik gruplar halinde hareket eden kaçakçılar önceden –bu durumlar için- belirledikleri noktalara birikmeye başlamışlardır. Bu süre içinde kurbanların kendi aralarında telefon ve telsiz konuşmaları gerçekleştirdikleri de bilinmektedir. Kaçakçılar uzun süre bekledikleri için, katırlarındaki yükleri de indirmişlerdir. Devlet kaynaklarının da teyit ettiği üzere katliam bu bekleyiş süresinden hemen sonra gerçekleşmiştir. Köylüler kendilerini tespit eden İnsansız hava uçaklarının seslerini saat 19:00’dan önce duymuşlardır. Tam sınırda bulunan yaylada beklemeye başlamışlardır. Akşam saat 21.30 da savaş uçaklarından ilk öne ışık atılmış, hemen akabinde de uçaklar bu köylüleri hedef alarak bombardımana başlamıştır. Bombardıman yaklaşık 1 saat sürmüştür.
Olay sonucu sadece 3 köylü bombardımandan sağ kurtulabilmiştir. Bunlardan 2’si ciddi şekilde yaralanmıştır. Kurtulanlardan Hacı Encü, İnsan Hakları Örgütlerinden gelen raportörleri ve basını saldırı hakkında bilgilendirmiştir.
Görgü tanığı Hacı Encü, 28 Aralık 2011’de saat 16:00’da iki grup halinde Irak’a geçtikleri bilgisini vermiştir. Geçiş yolu, her zaman kullanılan güzergâhtı ve askeri kontrol noktasına çok yakındı. Askerler, bu güzergâhı kullananların köylüler olduğunu, Irak’a gidiş ve Irak’tan dönüş saatlerini bilmektedir. Yine bu görgü tanığı ve diğer köylülerin anlatımına göre “bölgede yapılacak askeri operasyonlardan önce kaçakçılık yapan köylüler askerler tarafından uyarılarak “ operasyon yapılacağı” bilgisi köylülere verilmektedir. Buna göre köylülerin operasyon yapılacak dönemde “kaçakçılık” yapmamaları yolunda telkinlerde bulunulmaktadır. Ancak başvuru konusu olaydan önce köylüler, askerlerden bu konuda bir uyarı almamıştır.
Hacı Encü, şu bilgileri vermiştir. “Biz önce İnsansız Hava Araçları’nın (İHA) seslerini duyduk ama biz her zaman bu yolu kullandığımızdan dolayı daha önce de birçok kez İHA’ların seslerini duymaktaydık. Akşam 19:00’da yüklü katırlarla geri dönmek üzere yola çıktık. Köyümüzün yaylasına vardık. Yaylamız tam sınırdadır. Orada gördüğümüz ilk uçaktan ışık atıldığını gördük ve aynı anda etrafa topçu bombardımanı yapılmaya başlandı. Hemen sonrasında uçaklar bombardımana başladı. Biz iki ayrı gruptuk ve aramızda 300-400 metrelik bir mesafe vardı. Askerler yaylanın yolunu kapattıklarından dolayı gidecek bir yol yoktu. Dolayısıyla iki grup birleşti. İlk bombardımanda 20 kişi öldü. Hemen sonrasında Irak’a doğru kaçmaya başladık. Kayalıkların arasında olanlar bombalandı. Benim de içinde bulunduğum kaçan 6 kişiden 3 kişi kurtulmayı başardı. Üzerlerimizde sivil-günlük kıyafetler vardı ve kimsenin üzerinde silah yoktu. Bombardıman yaklaşık 1 saat sürdü. Biz bir-iki kişi derede 3 katırla birlikte dereye girdik. Yaklaşık 1 saat orada bekledikten sonra bir kayalığın altında saklandık. Arkadaşlarımızdan hiç ses gelmiyordu. Yaklaşık 23:00 – 23:30 saatlerinde gelen seslerden ve ışıklardan anladık ki köylüler bölgeye geliyordu. Köylülerin çığlıkları başlamasıyla birlikte yayladaki askerler bölgeden çekildiler. Bu işi uzun yıllardır yapıyoruz. Ölenlerden ikisi evliydi ve çocukları vardı. Diğerleri lise ve ilköğrenim öğrencileriydi.”
Bombardımana Türk silahlı kuvvetlerine ait 4 adet F- 16 uçağı katılmıştır. Yaklaşık 1 saat sürmüştür. Kurbanlara ait otopsi raporları ve çevrede yapılan gözlemler, fiziksel değişimler (fotoğraflar dosyamızda yer almaktadır.) bombardımanda ağır yanıcı maddeler ve tahrip gücü çok yüksek bombaların kullanıldığı açıktır.
Silahlı kuvvetleri tarafından yapılan bu operasyon bu kurum yapılan açıklamaya göre “sınırı geçeceği düşünülen terörist gruba” yönelik bir operasyon olup, kaçakçılık yapan köylüler “terörist” sanılarak bombardımana tabii tutulmuştur.
Olaydan sağ kurtulanlar ve köylülerin insan hakları örgütleri ve gözlemcilere ve gazetecilere verdikleri bilgilerden ve tanık olduğumuz durumlardan anlaşılmaktadır ki;
1- Öldürülenlerin ve yaralananların tamamı sivildir.
2- Yaylanın kuzeyini tutan askerlerden gruba yönelik bir DUR uyarısı yapılmamıştır. Askerler bireysel silahlarıyla ateş etmemiştir. Ölümlere neden olan tamamen hava bombardımanıdır.
3- Siviller/ köylüler, askerler tarafından çok iyi bilinmektedir. Askerler, köylülerin sınır ticareti için sınırı geçtiklerinden haberdardır.
4- Resmi açıklamaların aksine bombardıman Sinat-Haftanin bölgesinde değil, anılan bölgenin çok uzağında, yani bir kısmı Türkiye sınırı içerisinde, bir kısmı tam Irak-Türkiye sınırında meydana gelmiştir.
5- Bombardıman sonrasında hiçbir resmi kurum, cesetlerin bölgeden alınmasında girişimde bulunmamıştır. Askerler bu bölgeden tamamen çekilmiştir. Cesetler, otopsi yapılmak üzere köylüler tarafından katırlarla taşınmıştır.
6- Bombardımandan ağır yaralı olarak kurtulup da, sabaha kadar olay yerine bir intikal olmadığı için, sağlık müdahalesi bulunmadığından hayatını bu şekilde kaybeden kurbanların bulunması da kuvvetle muhtemeldir.
7- Kanıtlar otopsi sonrasında tutanaklara alınmamıştır. Bu nedenle kanıtların ortadan kaldırılmış olması büyük ihtimaldir.
8- Hastaneye getirilmiş cesetler yanmış durumdadır, iç organları dışarıdadır ve cesetlerin fiziksel bütünlüğü yoktur.
BAŞVURU İLE İLGİLİ HUKUKSAL GEREKÇELER
Başvuru, Uluslar Arası Ceza Mahkemesi’nin kuruluş belgesi olan Roma Statüsünde düzenlenen maddeler kapsamında ve Statü’nün 15. maddesinde belirtilen sürecin işletilmesi amacıyla savcılığa yapılan bir bildirimden oluşmaktadır. Bu doğrultuda yaptığımız ihbar bakımından, olay ile ilgili “Mahkemenin Yargı Yetkisini” kabul etmeleri için Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Irak Devleti Hükümetine talepte bulunulması, bu konuda her iki devlete çağrı yapılarak, belirtilen devletlerden birinin soruşturma yapılmasına dair kabul beyanlarının alınmasını dileriz.
İHLAL EDİLEN SUÇLAR BAKIMINDAN AÇIKLAMA:
Bombardıman Türkiye Hükümeti’nin Irak topraklarında operasyon yapma yetkisi tanıyan TBMM’nin 17 Ekim 2007 tarihli ve 903 sayılı kararıyla Hükümete verilen ve son olarak 12 Ekim 2010 tarihli ve 975 sayılı kararıyla bir yıl uzatılan izin süresinin 17 Ekim 2011 tarihinden itibaren bir yıl daha uzatılmasını sağlayan tezkereye dayanmaktadır. Bu tezkere Anayasanın 92. Maddesine aykırıdır. Zira TC anayasası 92. Maddesi : Milletlerarası hukukun meşru saydığı hallerde savaş hali ilanına ve Türkiye'nin taraf olduğu milletlerarası andlaşmaların veya milletlerarası nezaket kurallarının gerektirdiği haller dışında, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesine veya yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye'de bulunmasına izin verme yetkisi Türkiye Büyük Millet Meclisinindir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi tatilde veya ara vermede iken ülkenin ani bir silahlı saldırıya uğraması ve bu sebeple silahlı kuvvet kullanılmasına derhal karar verilmesinin kaçınılmaz olması halinde Cumhurbaşkanı da, Türk Silahlı Kuvvetlerinin kullanılmasına karar verebilir.” hükmünü içermektedir.
Oysa başvuru konusu olayda anayasa hükmünde belirtilen “Türkiye'nin taraf olduğu milletlerarası andlaşmaların veya milletlerarası nezaket kurallarının gerektirdiği haller dışında” şeklinde ki anayasal sınır aşılmıştır. Şöyle ki ; Türkiye’nin taraf olduğu insan haklarına dair uluslar arası andlaşma ve sözleşmeler, Cenevre sözleşmeleri, insancıl hukuk normları dışına çıkılarak bu operasyon gerçekleştirilmiştir. Soruşturma başlatıldığında ve deliller incelendiğinde olayda “kaçakçı köylüler”e dair askeri birimlerin bilgisi olduğu, hedef seçilen grubun sivil olduğunun açıkça anlaşıldığı görülecektir.
Başvuru konusu olayda; Statüde sayılan suçlardan “savaş suçları” kategorisinde yer alan suç işlenmiştir. Başvuruya konu hava bombardımanı Türkiye’nin bir bölgesinde – doğu ve güneydoğu bölgesinde – yaşanan ve iç silahlı çatışma bağlamında değerlendirilen çatışmalar kapsamında yapılan bir operasyon sırasında meydana gelmiştir. Bu bağlamda Statü’nün 8. maddesi 2. (e )de düzenlenen “ mevcut uluslar arası hukuk çerçevesinde, uluslar arası karakterde olmayan ancak silahlı çatışmalarda uygulanabilir hukukun ve teamüllerin diğer ciddi ihlallerinden birini oluşturan “ çarpışmalarda doğrudan yer almayan sivillere karşı veya bir sivil nüfusa karşı kasten saldırı düzenlenmesi” suçu işlenmiştir.
Yine Statünün 8. Maddesi 2.( c) de düzenlenen; 12 Ağustos 1949 tarihli Cenevre Sözleşmeleri’nin müşterek 3. Maddesinin ihlal edilesi suretiyle insancıl hukuk kuralları çiğnenerek edilerek suç fiili işlenmiştir.
Ulusal ve uluslar arası hukuk mevzuatında hava bombardımanı şeklindeki operasyonların ancak askeri araç, askeri araç depoları, mühimmat, lojistik malzeme depolarına karşı yapılacağı açıktır. İnsanlara karşı hava bombardımanı yapılması askeri ilke ve gerekliliklere de aykırıdır. Başvuru konusu olayda tüm bu gerekliliklere aykırı şekilde köylüler/siviller hedef alınarak hava bombardımanına tabi tutulmuştur. 37 kişiden 3 kişi daha uzak yere kaçabilmiş, diğer 34 kişi bombardımanda parçalanarak, yanarak hayatını kaybetmiştir. Dolayısıyla sivil bir nüfusa karşı kasten saldırı sonucu toplu bir sivil katliamı yaşanmıştır. Statü’nün 7. Maddesi, 8.(2 )( c),(e) ve maddelerindeki suç fiilleri işlenmiştir.
TALEPLERİMİZ:
Yukarıda belirtilen olay ve bulguların ışığında, savcılığa bildirilen olay ile ilgili UCM Statüsüne göre soruşturma başlatılması gerekmektedir. Olay ile ilgili ulusal mekanizmalar düzeyinde sorumluların ve faillerin açığa çıkarılarak yargılanması temel amacımız ve kaygımız olmakla birlikte yaşadığımız ülkede sivil kayıpları ve toplu ölümler bakımından yargı ve hükümet uygulamaları “cezasızlık” politikasının halen çok güçlü bir şekilde uygulandığını göstermektedir.
- Başvuru ve ihbara konusu olay (hava bombardımanı) üzerinden
25 gün geçmiştir. Başbakan ilk açıklamalarında 4 saatlik Heron görüntü kaydını incelediğini beyan etmiştir.
- Olay ile ilgili adli soruşturma yürüten savcılık kurban ailelerinin ifadelerini halen almamıştır. Ayrıca kurban yakınları halen soruşturmaya dahil edilmemiştir.
- Soruşturma dosyası hakkında gizlilik kararı verilmiştir. Olaydan sağ kurtulan tanıklar dinlenmemiştir. Bu husus soruşturmanın taraflı yürütüleceği ve şeffaf olmayacağı anlamına gelmektedir.
- Olay ile ilgili ilk günden bugüne kadar birçok sivil toplum kuruluşu, siyasi parti temsilcileri, uluslar arası heyetler, insan hakları kuruluşları, aydın ve sanatçılar ve dini çevreler gözlem yapmak için olayın olduğu köylere ziyarette bulunmuş, görüşmeler yapmış ve gözlemlerini kamuoyu ile paylaşmıştır. Bu gözlem ve raporlarını medya ile paylaşmıştır. Her gözlem başvuru konusu olay açısından bir delil ve rapor niteliği barındırmaktadır.
- Kamuoyunun duyarlılığına rağmen olayı aydınlatacak Heron – İnsansız Hava Araçlarının tespit ettiği görüntüler 25 gündür halen savcılık dosyasına gönderilmemiştir. Bu konu ile ilgili savcılık görüntülerin ne zaman geleceğinin belli olmadığı yönünde açıklama yapmıştır.
Belirtilen bu sebepler itibariyle, başvurucu ve bildirimde bulunanlar
olarak, ulusal yargı makamlarının ve Hükümet’in savaş suçu kategorisine giren bu olayda sorumluların açığa çıkartılması çabasında olmadıkları kanaatini taşıyoruz. Bu düşüncemiz her geçen gün daha da artmakla birlikte, hükümetin bu katliamın sorumluları ve faillerinin açığa çıkmasını önleyeceğini de bilmekteyiz. Bu suçun failleri, ancak uluslararası yargılama mekanizmaları sayesinde açığa çıkarılabilir. Bu düşüncelerle Savcılığın olayla ilgili soruşturmayı re’sen başlatmasını talep ediyoruz.
ROBOSKİ KATLİAMI KURBANLARININ LİSTESİ
Ad-Soyad Doğum Tarihi
1- Bedran Encü 1998 Şırnak /Uludere doğumlu.
2- Erkan Encü 1998 Şırnak /Uludere doğumlu
3- Şivan Encü 1998 Şırnak /Uludere doğumlu.
4- Muhammed Encü 1998 Şırnak /Uludere doğumlu.
5- Bilal Encü 1991 Şırnak /Uludere doğumlu.
6- Aslan Encü 1994 Şırnak /Uludere doğumlu.
7- Adem And 1992 Şırnak /Uludere doğumlu.
8- Savaş Encü 1997 Şırnak /Uludere doğumlu.
9- Orhan Encü 1998 Şırnak /Uludere doğumlu.
10- Celal Encü 1996 Şırnak /Uludere doğumlu.
11- Fadıl Encü 1991 Şırnak /Uludere doğumlu.
12- Mahsun Encü 1996 Şırnak /Uludere doğumlu.
13- Şervan Encü 1994 Şırnak /Uludere doğumlu.
14- Cemal Encü 1994 Şırnak /Uludere doğumlu.
15- Cihan Encü 1992 Şırnak /Uludere doğumlu.
16- Vedat Encü 1994 Şırnak /Uludere doğumlu.
17- Serhat Encü 1994 Şırnak /Uludere doğumlu.
18- Salih Encü 1993 Şırnak /Uludere doğumlu.
19- Özcan Uysal 1993 Şırnak /Uludere doğumlu.
20- Hüseyin Encü 1991 Şırnak /Uludere doğumlu.
21- Nevzat Encü 1992 Şırnak /Uludere doğumlu.
22- Hamza Encü 1990 Şırnak /Uludere doğumlu.
23- M. Ali Tosun 1987 Şırnak /Uludere doğumlu.
24- Selam Encü 1989 Şırnak /Uludere doğumlu.
25- Zeydan Encü 1996 Şırnak /Uludere doğumlu.
26- Yüksel Ürek 1995 Şırnak /Uludere doğumlu.
27- Salih Ürek 1991 Şırnak /Uludere doğumlu.
28- Nadir Alma 1986 Şırnak /Uludere doğumlu.
29- Seyithan Enç 1990 Şırnak /Uludere doğumlu.
30- Şirvan Encü 1992 Şırnak /Uludere doğumlu.
31- Hüsnü Encü 1981 Şırnak /Uludere doğumlu.
32- Osman Kaplan 1980 Şırnak /Uludere doğumlu.
33- Selahattin Encü 1995 Şırnak /Uludere doğumlu.
34- Selim Encü 1973 Şırnak /Uludere doğumlu.
OLAYLA İLGİLİ BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN’IN AÇIKLAMASI : 30.12.2011
“Bölge sürekli terör örgütünün vurulduğu bölge ve bu bölgede yapılan uçuş, istihbarat birimlerimizin verdiği bilgi üzerine yapılan bir uçuştur. Bu uçuş neticesinde de bu görüntüleri güvenlik güçlerimize geçen insansız hava araçlarımızın hemen ardından buraya malum iki F-16 uçağımızın kalkması ve bu olayın yaşandığı bölgeyi de uçaklarımız vurmuştur. Daha sonra yapılan tespitlerde bunların sigara, mazot gibi kaçakçılıkları yaptığı bir grup olduğu ortaya çıkıyor fakat bu ana kadar da benim edindiğim bilgiler, arkadaşlarımdan aldığım bilgiler, bu tür kaçakçıları da 3-5 bilemediniz, 10 kişilik gruplar.
Kullandıkları yük taşıyıcılar yani katırlar da sayısal olarak çok daha fazla olurmuş. Burada 40 kişilik bir grubun olması, oradaki alınan talihsiz neticelerde de silahlar bu tür hayvanlarla taşınmıştı. Bunların hepsi birer ibretti, tedbirdi. Bu defa ise böyle bir yanlışa güvenlik güçlerimizin düşmesi talihsiz bir netice. Uludere'deki 3 köyün mensuplarının bu sigara kaçakçılığını yaptığı bir grup.
Bunların yarıya yakını 20 yaş altı diğerleri 20 yaş üstünden oluşan bir gruptu. Bir vatandaşımız yaralı, bu noktada üzüntümüz büyük. Gerek idari ve adli incelemeler yapılıyor. Bildiğiniz gibi dün süratle buraya Diyarbakır'dan adli tıp yetkililerini gönderdik ve oradaki bütün incelemeleri Adli Tıp yetkilileri yaptı, şu sıralar defin işlemleri de bitmiş olmalı. Bütün oradaki, vatandaşlarımız sahiplerine teslim edildi ve böylece de defin işlemleri gerçekleşti. Ben oradaki ailelere başsağlığı dilerken, ölülerimize de Allah'tan rahmet diliyorum. Şuanda gerek Savcılık buradaki çalışmalarını yürütürken bütün görüntüler ki yaklaşık 4 saatlik bir görüntü elimizde mevcut. Bu görüntüler üzerinde de yine TSK ve diğer ilgili birimlerimiz incelemelerini çalışmalarını yapıyorlar. Bu çalışmalar sonrasında durum çok daha netleşecektir.”
OLAYLA İLGİLİ TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ’NİN AÇIKLAMASI : 29/12/2011
"Türk Silahlı Kuvvetlerinin sınır ötesi harekatı, TBMM tarafından 17 ekim 2007 tarihinde kendisine verilen ve birer yıllık sürelerle yenilenen yetki gereği sürdürülmektedir.
Terör örgütü elebaşılarının son dönemde verdikleri kayıplar için gruplara misilleme talimatı verdikleri ve bu doğrultuda özellikle sınır ötesinde Sinat-Haftanin’e takviye maksadıyla çok sayıda terörist gönderildiği bilgisi alınmıştır.
Çeşitli kaynaklardan alınan istihbarat ve yapılan teknik analizler sonucunda, içlerinde örgüt elebaşılarının da bulunduğu terörist grupların bölgede bir araya geldikleri ve sınır hattındaki karakol ve üs bölgelerimize yönelik saldırı hazırlığı içinde oldukları anlaşılmış ve ilgili birlikler ikaz edilmiştir.
Geçmişte bölücü terör örgütü tarafından gerçekleştirilen saldırılarda, teröristlerin, kullandığı ağır silah, cephane ve patlayıcıları yük hayvanları ile ırak’tan getirerek sınırdan içeri soktukları, teslim olan terörist ifadelerinden bilinmektedir.
Bölücü terör örgütü mensuplarının, ırak kuzeyinden gelerek hududumuza yakın karakol ve üs bölgelerimize eylem yapacağına dair istihbaratın artması üzerine, keşif ve gözetleme gayretleri sınır boylarında artırılmıştır. bu kapsamda, 28 Aralık 2011 günü saat 18.39’da, ırak sınırları içinde hududumuza doğru bir grubun hareket halinde olduğu insansız hava aracı görüntüleri ile tespit edilmiştir.
Grubun tespit edildiği bölgenin teröristler tarafından sıkça kullanılan bir yer olması ve geceleyin hududumuza doğru bir hareketin tespit edilmesi üzerine hava kuvvetleri uçakları ile ateş altına alınması gerektiği değerlendirilmiş ve saat 21.37-22.24 arasında hedef ateş altına alınmıştır.
Olayın meydana geldiği yer, bölücü terör örgütünün ana kamplarının konuşlu olduğu, sivil yerleşim bulunmayan, Irak kuzeyindeki Sinat-Haftanin bölgesidir.
Olay hakkında idari ve adli inceleme ve işlemler devam etmektedir."
BENZER SİVİL KATLİAMLARI:
Pınarcık Köyü Katliamı
20 Haziran 1987’de Mêrdîn’in Mehsert (Ömerli) İlçesi’ne bağlı Pınarcık köyünde 16’sı çocuk, 30 yurttaş öldürüldü. Silahlarla donatılı korucuların olduğu köye üzerinde komando kıyafeti bulunan kişiler geldi ve ağır silahlarla köylüleri taradı. PKK’ye yüklenen bu kontrgerilla operasyonuna ilişkin gerçekler o dönemde bölgede görev yapan gazeteciler ve insan hakları savunucuları tarafından yapılan incelemeler sonucunda dile getirilmeye çalışıldıysa da görmezden gelindi. Olayın oluş şekli ve devlet görevlilerin çelişkili açıklamaları, katliamın devlet güçleri tarafından yapıldığını doğruladı. Eski özel harekâtçı Ayhan Çarkın, 23 yıl sonra olayın devlet tarafından gerçekleştiğini itiraf etmişti.
Sîlopi Derebaşı Köyü Katliamı
16-17 Eylül 1989 tarihinde gerçekleşen ve kamuoyunda “Silopi olayları” olarak bilinen olay ile ilgili resmi açıklamalar 9 PKK’linin silahlı çatışma sonucunda öldürüldüğü şeklinde idi. Ancak olayın boyutları hakkında araştırma yapan İnsan Halkları Derneği Diyarbakır Şubesi, 9 kişiden 6’sının hiçbir olaya karışmamış ve sabah saatlerinde evlerinden alınan köylüler olduğunu tespit etmiştir. Derebaşı Köyü’nden 8-9 genç “özel harekat timi” tarafından durdurulur. Ve orada bulunan Fevzi Beyan, Abbas Çağlar, Münir Aydın, Reşit Eren, Sadık Beyan ve Üzeyir Erzak adlı 6 genç gözaltına alır. Cemal Beyan ile bir kişi daha serbest bırakılır. Bu sırada bir başka askeri tim de aşağıdaki mahalleden Hasan Adıyaman, Şehmus Eren, Hacı Aydın ve Mehmet Selim’i yanlarına alarak, gece çatışmanın olduğu bölgeye gitmelerini isterler. Akşam saatlerinde “9 PKK’li öldürüldü” diye muhtara haber verilir. Muhtar bunların 6’sının hem köylüsü hem de akrabası olduğunu görür. Bu olayla ilgili askeri görevlilerden hiçbirinin yargılaması yapılmamıştır.
Kuşkonar Ve Koçağalı Köyü Katliamı
24 Mart 1994 yılında Şırnak ili Kuşkonar ve Koçağalı köyleri savaş uçakları tarafından bombalandı ve aralarında kadınlarla çocukların da bulunduğu 38 kişi parçalanarak öldürüldü. Hava saldırısına günlerce sessiz kalan dönemin Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş, katliamın uluslararası basında da yer almasından sonra yaptığı açıklamada saldırıyı doğrulamış ancak bombalamanın bilinçli şekilde yapılmadığını belirterek, savaş uçaklarına takılan bombaların kayışlarının gevşemesi sonucu bombaların köyün üzerine düştüğünü açıklamıştı. Doğan Güreş, aynı saatlerde uçaklarının bomba kayışlarının iki köy üzerinde ayrı ayrı nasıl gevşediği konusunda ise açıklama yapmamıştır. Olayla ilgili herhangi bir yetkilinin cezalandırılması söz konusu olmamıştır.
Katliamda ölenler: Zahide Kıraç, Ayşe Bengi, Şirin Kaçar, Huri Kaçar, Şemsihan Kaçar, Fatım Bengi, Ahmet Kaçar, Şehriban Kaçar, Huri Bengi, Liluz Bengi, Fatma Bedir, Hazal Kıraç, Asiye Erdin, Ömer Kalkan, Mahmut Benzer, İbrahim Benzer, Nurettin Benzer, Ömer Benzer, Abdullah Benzer, Çiçek Benzer, Ayşe Benzer, İbrahim Borak, Şerife Yıldırım, Melike Yıldırım, Şaban Yıldırım, İrfan Yıldırım, Hunav Yıldırım, Elmas Yıldırım, Fecriye Altan, Hacı Altan, Kerem Altan, Mahmut Oygur, Ayşe Oygur, Adil Oygur, Asya Yıldırım, Kerem Yıldırım, Mirza Yıldırım, Şevket Yıldırım.
Peyanis Katliamı:
Geçitli Köyü’nden Colemêrg (Hakkari) yönüne giden Erol Aydın yönetimindeki 65 EN 341 plakalı köy minibüsünde, 16 Eylül 2010 tarihinde yola döşenen bombanın uzaktan kablo düzeneği patlatılması sonucu aralarında çocukların da bulunduğu 9 kişi yaşamını yitirmiş 4 kişi de yaralanmıştı. Olay yerinde TSK’yi işaret eden çok sayıda delile el koyup götürmek isteyen jandarmaya köylüler taşlarla karşılık vermiş ve daha sonra köylüler, delillerin görüntülerini medya ile paylaşmıştı. Olayla ilgili soruşturma ve devamında herhangi bir dava açılmamıştır.





