25 Kasım Kadına Şiddetle Mücadele Günü
BASINA VE KAMUOYUNA
Kadın cinsine yönelik kırım politikaları dünyanın her yerinde yaşadığımız yüzyılda da devam ediyor.Rengi, dili, dini, ulusu ne olursa olsun kadınlar her türlü şiddetle karşı karşıya kalıyor.
Binlerce yıldır bitmeyen, süreklileşen, her türlü yöntemle devam eden kadın kırımı , kadın cinsine yönelik açılmış bir savaştır. Bu savaşta erkek egemen zihniyet kadın cinsine karşı her türlü vahşeti kullanmaktan geri kalmamaktadır.
Erkek egemen sistem binlerce yıldır kendi iktidarını sürdürmek için yaşamın yaratıcısı olan kadın cinsini toplumsal yaşamdan koparmış, bedenini cinselliğin bir malzemesi olarak kullanmış, taciz ve tecavüzlere gerekçe yapmış, emeğini görünmez kılmıştır.
Kadın cinsinin kendi kimliğine, kültürüne, özgürlük mücadelesine sahip çıkması durumunda ise en büyük işkenceleri uygulamıştır. Hakikat arayışçısı kadınlar susmamış, örgütlenmiş, alanlara çıkmış, toplumsal yaşamda öncülük yapmıştır. Bunun bedeli ise işkence, ölüm, tecavüz, tutuklamalar olmuştur. Hakikat arayışçısı kadınlar tüm bedelleri göze alarak kendi cinslerine karşı uygulanan kırım politikalarını deşifre etmiş, erkeğin yedeği olmayı reddetmiş kendi öz iradesiyle özgün örgütlenmişlerdir.
Mirabel Kardeşler de Dominik Cumhuriyeti askerleri tarafından devrimci faaliyetlere katıldıkları için kaçırılmış, tecavüz edilmiş ve ardından öldürülmüşlerdir."25 Kasım Uluslararası Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü "Mirabel Kardeşlerin şahsında kırıma uğrayan tüm kadın cinsine adanmıştır. Çünkü o gün tecavüz edilerek öldürülmek istenen özgürlük mücadelesinde örgütlü, inançlı, kendi iradesine sahip çıkan kadın kimliğidir.
Erkek egemen zihniyet ve devletçi sistem bu yıl da cinsiyetçiliği bir ideoloji olarak kırım politikalarıyla sürdürdü. Suudi Arabistan'da kadınlar araba sürdüğü için tutuklandı, İran'da recm etti, Afrika'da 2 milyon kadın sünnet edildi,Avrupa'da fuhuş sektöründe bedeni pazarlandı, Amerika'da babası tarafından tecavüze uğradı, Çin'de ayakları güzel görünsün diye iki beden küçük ayakkabı giydirildi, Meksika'da mafyanın pazarlık aracı oldu. Bu yıl da binlerce kadın yakınları tarafından öldürüldü, intihara sevk edildi, tecavüze uğradı.
AKP hükümetinin ise 10 yıllık iktidarı boyunca kadına yönelik geliştirilen her türlü saldırı politikası bu yıl grafikte en yüksek noktaya ulaştı. AKP hükümeti için kadın demek evinde oturan, ancak erkeğinin izniyle adım atan, annelik rolünü yaşamdaki tek görevi bilen, siyasetten uzak, siyasette görünse bile erkeğin yedeği olan, iradesiz, duygusal, uslu kadındır. Başbakan için kadın demek erkekle eşit olmayan, erkeğin yarısı ve doğal olarak da aklı kıt varlık demektir.
*Yakınları tarafından öldürülen kadınların oranı yüzde 1400 arttı. Kadınlar sokak ortasında silahla, bıçakla, dövülerek öldürüldüler.
*İçlerinde kamu görevlisi ve asker olan birçok erkeğin tecavüzüne uğrayan N.Ç.'nin mücadelesi AKP hükümetinin yargısı tarafından tarihin utanç kararıyla bir kez daha gündeme geldi. Yargı, 13 yaşında tecavüze uğrayan N.Ç. 'nin kendi rızasıyla tecavüze uğradığına karar verdi ve tecavüzcüler beraat etti.
*Siirt'te çocuklara yönelik toplu tecavüz davası devam etmekte, maaşını alan, emekliye ayrılan, hatta ameliyat olan okul idarecisi hala bulunamamaktadır.
* Eğitimdeki ve istihdamdaki statüsü dünyanın en geri sıralarında yer almaya devam eden kadınların siyasetteki temsili yüzde 10'ları dahi bulmadı.
*Hükümetin oluşturduğu bakanlar kurulunda sadece bir kadın bakan yer aldı bu yeri de kadına biçilen toplumsal rollere denk düşen bir bakanlıkla süsledi: Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığı... AKP hükümetindeki kadınlar erkeğin yedeği olmaktan ileri gitmedi.
*AKP hükümeti bizzat başbakanın söylemleriyle kadınlara biçilen rolleri pekiştirmiş, erkeklik rollerini de kendi şahsında topluma empoze etmeyi bir politika haline getirmiştir. Seçim meydanlarındaki küfürlü konuşmaları, kadınlara " üç çocuk doğurun " önerisi, Hopa'daki kadın eylemci için " kadın mıdır, kız mıdır" söylemi, bir toplantıda kadınlarla erkeklerin eşit olmadığı görüşünü fikir özgürlüğüne dayanarak söylediğini ifade etmesi kadınlara yönelik geliştirilen saldırıların meşrulaşmasında önemli bir etken olmuştur.
Eğitim sistemini, medyayı, siyaseti kadın cinsinin küçümsenmesi üzerine şekillendiren zihniyetin diğer temsilcileri de başbakandan geri kalmamıştır. Rize belediye başkanı Kürt sorununun sebebini entegre olamamaya bağlamış ve ikinci eş olarak Kürt kadınlarının Karadeniz'e getirtilmesini önermiştir. Bir bakan" flört fahişeliktir" bir profesör " Taciz kötü bir şey ama kadınlar da giyimlerine dikkat etsinler" diyecek kadar pervasızlaşmıştır. Toplumun ahlak bekçiliğine soyunan ve sözde yasal düzenlemeler yapacağını söyleyen AKP hükümeti kadın kimliğine yönelik saldırıların bizzat baş aktörü olmuştur.
AKP hükümeti Kürt sorununun çözümsüzlüğünü savaş kararı aldıktan sonra ; askeri ve siyasi operasyonlarını hızlandırarak derinleştirirken Çelê'de kimyasal bomba kullanılması tarihe utanç sayfalarıyla düşecektir. Siyasi ve askeri opersayonların artmasının yanında Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'a dönük derinleştirilmiş tecrit politikası da çözümsüzlüğü devam ettirecektir. Kürt halkına dönük saldırılarıyla beraber Başbakanın kadın cinsine yönelik aşağılayıcı, alaycı, tehditkar üslubu özellikle kadın vekiller üzerinden Kürt kadınlarına dönük gelişmiştir. AKP hükümeti kadın vekilleri hedef göstermiş, " kadın da olsa çocuk da olsa gereği neyse yapılacaktır" dendikten sonra binlerce kadın gözaltına alınmış, dövülmüş, çocuklar öldürülmüş ve cezaevine atılmıştır. Başbakan çok iyi bilmektedir ki eşbaşkanlık sisteminden, cinsiyet kotasına, özgün örgütlülükten toplumsal öncülüğüne kadar görünen tüm değerler kadın hareketinin radikal cins mücadelesi sayesinde kazanılmıştır.
Kürt kadınları olarak kadın kurtuluş ideolojisini kültürümüze, dilimize, tarihimize, ulusal değerlerimize sahip çıkarak ve cins mücadelesini büyüterek hayata geçireceğimizi tekrar ifade ediyoruz.
Biz kadınlar biliyoruz ki toplumları kendi iktidarlarına göre dizayn etmek isteyen egemenlerin en büyük düşmanları halklar, emekçiler, farklılıklar ve kadınlardır.Kadın cinsinin kendi kimliğine, emeğine, iradesine sahip çıkması egemenlerin iktidarını sarsacak, politik ve ahlaklı toplumun yaratılmasında öncülük edecektir.
Kadın Hareketi olarak 8 Mart 2011 yılında başlattığımız " Kadın Kırımına Hayır" kampanyamızı erkek egemen sistemi sorgulayarak kadına yönelik her türlü kırım politikasını deşifre etmek ve bununla mücalede etmek için yürütüyoruz. 8 Mart 2012 'de finali verilecek olan kampanyamız kadın cinsine yönelik yaşanan tüm saldırıları deşifre ederek cins bilinciyle radikal mücadeleyi hedeflemektedir.
Kadın dayanışması bir gün kadınları katleden sistemi değişterecek ve yerine özgür bir dünyada yaşamanın onuru geçecektir.
Bu temelde tüm erkekleri kendi cins gerçeklikleriyle yüzleşmeye, tüm kadınları devletçi, eril zihniyete karşı birlikte mücadele etmeye çağırıyoruz.
Cinsiyetçi, militarist ideolojileri reddeden, gerçeği arayan, cins mücadelesini radikal bir şekilde sürdüren biz kadınlar biliyoruz ki özgürleşen kadın, özgürleşen toplum demektir.
KADIN KIRIMINA HAYIR
YAŞASIN KADIN DAYANIŞMASI
JIN JIYAN AZADİ





